TO LIVE INFINITE SHADES OF GREEN& BLUE IN URBAN ARCHITECTURE…19/10/2018 ISTANBUL CONFERENCE

Şehir Hayatını Doğanın Yeşil ve Mavinin Sonsuz Tonları ile Yaşamak…

Türk Hava Yolları ArchiSections8 ’nın Resmi Hava Yolu olarak Turkish Conventions kapsamında belirli rezervasyon sınıflarında indirimli ücretler sunmaktadır. Rezervasyon ve biletleme için lütfen https://www4.thy.com/TKC ziyaret ediniz. Delege sekmesini tıklayarak 110TKM18 ile ilerleyebilirsiniz.

KONFERANSIN AMACI

Şehir Hayatını Doğanın Yeşil ve Mavinin Sonsuz Tonları ile Yaşamak…

Doğanın yaşamımıza nefes verdiği alanlar olan Yeşil – Mavi çevre dostu binalara yeterli ilgi gösterilmezse çevre ve insan sağlığı nasıl etkilenir?

Çevre dostu binalar daha az enerji ve su kaynakları kullanarak işletmede para tasarrufu sağlarken, karbon salımlarını düşürüyor ve yaşayanlar, çalışanlar, işyerleri ve toplum için daha sağlıklı yaşam alanları sunuyor. Binaların karbon salımlarının yaklaşık yüzde 30’una neden olduğu göz önünde bulundurulursa, iklim değişikliğine en az yol açacak olan yeşil binaların çevresel, toplumsal ve ekonomik yararları daha da iyi ortaya çıkacaktır.

Hedef, Türkiye’de önümüzdeki beş yılda 15 milyon m2 yeni yeşil bina alanına ulaşması.

– Bu hedefe ulaşmak nasıl mümkün?

– Bu hedefe ulaşma sürecinde yeni binalar, yeni yerleşim yerleri tasarlanırken hangi kriterler dikkate alınmalıdır?

Yeşil mimari Batı ve Kuzey Avrupa, ABD gibi öncül ülkelerde etkin bir geçmişe sahiptir. Oysa Türkiye’de yeni yeni benimsenmekte olan bir kavramdır. Küresel akıllı yeşil bina talepleri her üç yılda bir katlanarak artıyor. Artan yeşil bina talebi ile pazarın trilyon dolarlık bir endüstriye dönüştürmüş olduğunu ortaya koyan araştırma, yeşil-mavi bina talebine ne kadar gereksinim olduğunu gösteriyor

Peki sadece yeşil mi? Mavinin tonları neden bu kadar önemli?

2017 senesinde UNESCO İstanbul’u yaratıcı tasarım şehri olarak ilan etmiştir. Archisections Konferansı da İstanbul’da yapılacak ve çözümün bir parçası olacak…

Takviminize Ekleyin…

Mimaride Yeşil Konular ;Yeşil ve mavinin ele alındığı çevre dostu , kentsel dönüşüm konuları.

Mimaride Yeşil Konular ;Yeşil ve mavinin ele alındığı çevre dostu , kentsel dönüşüm konuları.

Çoklu Dil Desteği ; Türkçe ve Ingilizce olarak konuşmacıların çevirileri.

 

KONUŞMACILAR

Konferansta konuşma yapacak olan konuşmacılar.

Mimar Gökhan Avcıoğlu

GAD VAKFI BAŞKANI

Sevinç Ormancı

YÜKSEK MIMAR

Joseph Coriaty

MIMAR

Prof. Dr. Süha Özkan

MIMAR

Murat Tabanlıoğlu

TABANLIOĞLU MIMARLIK

Ken Yeang

MIMAR

Han Tümertekin

MIMAR

Michael B. Lehrer

MIMAR

Serhan Süzer

CEO

Faruk Göksu

ŞEHIR PLANLAYICI

Nevzat Sayın

MIMAR

David Miller

MIMAR

Gürsel Öngören

BAŞKAN VEKILI

Mia Lehrer

PEYZAJ MIMARI

Hiroshi Sambuichi

MIMAR

Erden Timur

Feyzullah Yetgin

Aydan Volkan

 

SUNUCU

Fahriye Söylemez

Duygu Beşbıçak

PROGRAM

Archisections İstanbul Konferansı Programı.

19 EKİM 2018 Cuma

08:00 Kayıt açılışı

08:45 Sergi açılışı ve kahve ikramı

08:45 – 09:00 Doğa sesiyle şarkı söyleyen Olga UUTAİ Gösterisi

09:00 – 09:30 Yeşil ve Mavi Açılış Töreni

Y.Mimar Sevinç Ormancı, Archisections Koordinatörü

Murat Kurum, Çevre ve Şehircilik Bakanı

Mimar Gökhan Avcıoğlu, GAD Vakfı Başkanı

09:30 – 10:00 1. Konuşmacı Yeşil & Mavi’de son trendler, Ken Yeang

10:00 – 10:30 2. Konuşmacı Yeşil Yol Projesi

Kent Plancısı A. Faruk GÖKSU, Kentsel Strateji

10:30 – 11:00 3. Konuşmacı İstanbul için Yeşil Mavi Yaşam Projeleri

Sevinç Ormancı, Moderatör

Erden Timur, Nef İcra Kurulu Başkanı

10:30 – 18:00 Poster sunumları 2D/3D

11:00 – 11:15 Doğal çay ve kahve molası

11:15 – 12:00 1. Vaka Analizi

İstanbul’un Yeni Limanları – Bir Ana Liman Olarak İstanbul

Galata – Haliç – Haydarpaşa

Han Tümertekin, Nevzat Sayın, Murat Tabanlıoğlu

Geleceğin Şehirleri

12:00 – 12:30 4. Konuşmacı Gerçek Dünya Sürdürülebilirliğine Yardımcı Olan

Dijital Araçların Kullanımı – London

Mimar David Miller, DMA

12:30 – 13:00 5. Konuşmacı H. Serhan Süzer, EkoRE CEO

Kendi Kendine Yetebilen Binalar

Sevinç Ormancı, Moderatör

13:00 – 13:45 Yeşil – Mavi Öğle Yemeği Arası

13:45 – 14:15 6. Konuşmacı Mimar Gökhan Avcıoğlu, GAD Vakfı Başkanı

14:15 – 15:15 7. Konuşmacı Mimarlık ve Kentlerde Akupunktur

Prof. Dr. Süha Özkan, Ağa Han Mimarlık Ödüllü Eski Genel Sekreteri

World Architecture Community Başkanı

15:15 – 16:00 2. Vaka Analizi – Fütüristik: Los Angeles Sürdürülebilirlik Planı

Mimar Joe Coriaty & Mimar Michael Lehrer & Mimar Mia Lehrer

16:00 – 16:15 Doğal çay ve kahve molası

16:15 – 16:45 8. Konuşmacı Doğadan Gücünü Alan Kent Mimarisinde Yaşam Enerjisi

Y.Mimar Sevinç Ormancı, Sedeko Mimarlık

16:45 – 17:15 Panel 1 Yeşil Çatı Sistemleri

Mimar Deniz Arslan

Mimar Aydan Volkan

17:15 – 18:00 Panel 2 Yeşil Gayrimenkul Yatırımları

GYODER Başkan Yardımcısı Moderatör Prof. Dr. Gürsel Öngören

GYODER Başkanı Feyzullah Yetgin

İNDER Başkanı Nazmi Durbakayım

18:00 – 19:00 3. Vaka Analizi Dünden Bugüne Hiroşima

Moderatör Y. Mimar Sevinç Ormancı

19:00 – 19:30 Archisections Yeşil & Mavi Ödülleri

19:30 – 21:30 Yeşil & Mavi Network Party

Doğa sesiyle şarkı söyleyen Olga UİTAİ Gösterisi

 

BİLET SATIN AL

19 Ekim’de gerçekleşecek olan konferansa katılmak için hemen biletinizi satın alın.

 

Danışma Kurulu

Y.Mimar Sevinç Ormancı, Archisections Koordinatörü

Y.Mimar Gökhan Avcıoğlu, Gad Mimarlık Ofisi Başkanı

Prof Dr Gürsel Öngören, Gyoder Başkan Yardımcısı

Prof. Arzu Erdem, Kadir Has Üniversitesi

İrfan Önal, T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürü

Y.Mimar Murat Tabanlıoğlu

Ömer Turan, İBB Kentsel Tasarım Müdürü

Y.Mimar Han Tümertekin

Berrin Chatzi Chousein, World Architecture Community Yazı İşleri Müdürü

Y.Faruk GÖKSU, Kent Plancısı

Demet Sabancı Çetindoğan, DEMSA Grup Başkan Vekili, Archisections8 Onur Kurulu Üyesi

 

KATILIMCILAR

Organizasyondaki Katılımcılar

 

 

 

 

 

 

 

Turkish Airlines is the official airline of ArchiSections8 and special discounts are offered on certain booking classes. In order to proceed with the online booking tool for Turkish Conventions please visit the Turkish Conventions website https://www4.thy.com/TKC/app/main?language=en and use the event code 110TKM18 under delegate section.

CONFERENCE CONTENT

Urban Living with the Infinite Tones of the Green and the Blue of Nature…

If we do not pay enough attention to the environment and go on building without leaving enough space to nature and the habitat, can you imagine how bad the environment and human health will be affected?

Eco-friendly buildings save money on operation using less energy and water resources, reduce carbon emissions and provide a healthier living space for residents, employees, businesses and the community. Since buildings have an estimated 30 percent share of global carbon emissions, green buildings provide one of the most economical and effective solutions to the environmental, social and economic benefits they bring to climate change.

The goal is to reach 15 million m2 of new green building space over the next five years in Turkey alone…
– How would this bepossible?
– Which criteria’s should be taken into consideration while designing the buildings, new settlements and towns in the process of achieving this goal?

Green architecture has an active past in Usa, Western and Northern Europe. However, the concept is newly being implemented in Turkey and other emerging market countries. Globally intelligent green building demands are multiplying every three years. The research, shows that the market has turned into a trillion-dollar industry with the demand for green buildings, shows how much the demand for green buildings is required.

And is it just green? Why is the tone of the blue so important? All cities are near the sea, lake or on a river. Turkey is surrounded by sea and rich with lakes and rivers.

UNESCO declared Istanbul as a creative city in design in 2017. Archisections8 Conference will convene in Istanbul… be part of the solution…Save The Date…

Green Topics in Architecture :  Green and blue are eco-friendly, urban transformation issues.


Leading Speakers :World-renowned eco-friendly architects and environmental activists and cities directors meet you at this conference.

Multi Language Support : Translation in Turkish and in English.

SPEAKERS

Speakers are also speaking at the conference.

Mimar Gökhan Avcıoğlu

GAD FOUNDATION PRESIDENT

Sevinç Ormancı

MASTER ARCHITECT

Joseph Coriaty

ARCHITECT

Prof. Dr. Süha Özkan

ARCHITECT

Murat Tabanlıoğlu

TABANLIOĞLU MIMARLIK

Ken Yeang

ARCHITECT

Han Tümertekin

ARCHITECT

Michael B. Lehrer

ARCHITECT

H.Serhan Süzer

CEO

Faruk Göksu

CITY PLANNER

Nevzat Sayın

ARCHITECT

David Miller

ARCHITECT

Gürsel Öngören

VICE PRESIDENT

Mia Lehrer

MASTER OF LANDSCAPE ARCHITECTURE

Hiroshi Sambuichi

ARCHITECT HIROSHI SAMBUICH

Erden Timur

Feyzullah Yetgin

Aydan Volkan

 

Announcer

Fahriye Söylemez

Duygu Beşbıçak

PROGRAM
II. Archisections Istanbul Conference Program.

October 19th, 2018 Friday

08:00 Registration

08:45 Green & Blue Exhibition Opening – Coffe and tea service

08:45 – 09:00 Nature Fusion – Olga UİTAİ Show09:00 – 09:30 Green & Blue Opening Ceremony
Master Architect Sevinç Ormancı, Archisections Coordinator
Murat Kurum, Minister of Urbanism and Environment
Mimar Gökhan Avcıoğlu, President of GAD Foundation

09:30 – 10:00 Key note speaker #1 – Green & Blue Recent Trends, Ken Yeang

10:00 – 10:30 Key note speaker #3 – A. Faruk GÖKSU, City Planner
Green Road Project10:30 – 11:00 Key note speaker #3 Green & Blue Solutions for Istanbul
Sevinç Ormancı, Moderator
Erden Timur, Nef Chief Executive Officer

10:30 – 18:00 Poster session 2D/3D

11:00 – 11:15 Herbal tea & coffee break

11:15 – 12:00 Case Study #1
New Ports of Istanbul – Istanbul as a Home Port
Galata – Haliç – Haydarpaşa
Han Tümertekin, Nevzat Sayın, Murat Tabanlıoğlu
Cities of the Future

12:00 – 12:30 Key note speaker #4 Architect David Miller, DMA
Using Digital Tools to aid Real World Sustainability – London

12:30 – 13:00 Key note speaker #5 H. Serhan Süzer, EkoRE CEO
Self Sufficient Buildings
Sevinç Ormancı, Moderatör

13:00 – 13:45 Green & Blue Lunch Brake

13:45 – 14:15 Key note speaker #6 Master Architect Gökhan Avcıoğlu,
President of GAD Foundation

14:15 – 15:15 Key note speaker #7 Prof. Dr. Süha Özkan,
Chairman of World Architecture Community
Urban and Architectural Acupunctures

15:15 – 16:00 Case Study #2 – Futuristic: Los Angeles Sustainability Plan
Architect Joseph Coriaty & Architect Michael Lehrer &
Landscape Architect Mia Miriam Lehrer

16:00 – 16:15 Herbal tea & coffee break

16:15 – 16:45 Key note speaker #8 Master Architect Sevinç Ormancı,
Sedeko Mimarlık
Life Energy at Urban Architecture Powered by The Nature

16:45 – 17:15 Green and Blue Thematic Panel 1
Green Roof Systems
Architect Deniz Arslan
Architect Aydan Volkan

17:15 – 18:00 Panel 2 – Green Real Estate Projects
GYODER Vice President Moderator Prof. Dr. Gürsel Öngören
GYODER, Chairman, Feyzullah Yetgin
INDER, Chairman, Nazmi Durbakayım

18:00 – 19:00 Case Study #3
From Hiroshima today
Moderator M. Architect Sevinç Ormancı

19:00 – 19:30 Archisections Green & Blue Awards

19:30 – 21:30 Green & Blue Network Party
Nature Fusion – Olga UİTAİ Show

BUY YOUR TICKET NOW

Buy your ticket immediately to attend the 19 October conference.

 

Accommodation Alternatives
Hotel alternatives during the event.

ADVISORY BOARD,

M. Architect Sevinç Ormancı, Coordinator of Archisections
Gökhan Avcıoğlu, M. Architect, President of Gad Foundation
Prof Dr Gürsel Öngören, Gyoder Asistant General Manager
Prof. Arzu Erdem, Kadir Has University
İrfan Önal, The Ministry of Culture and Tourism of Republic of Turkey General Director of Promotion Office
Murat Tabanlıoğlu, M. Architect
Ömer Turan, The Istanbul Metropolitan Director of Urban Design
Han Tümertekin, M. Architect
Berrin Chatzi Chousein, World Architecture Community Editor-in-Chief
A. Faruk GÖKSU, City Planner
Demet Sabancı Çetindoğan, Vice President of DEMSA Group, Archisections8 Honorary Committee

PARTICIPANTS
PARTICIPANTS of the organization.

 

 

 

 

ARCHISECTIONS CONFERENCE ”INFINITE SHADES OF GREEN AND BLUE” 18-19 OCTOBER IN ÇIRAĞAN PALACE

YILIN MİMARLIK VE EKOLOJİK YAPILAŞMA ULUSLARARASI ZİRVESİ

ARCHISECTIONS KONFERANSI http://www.archisections.com

18-19 EKİM’DE İSTANBUL ÇIRAĞAN SARAYI’NDA GERÇEKLEŞİYOR

 “Archisections –Yeşil & Mavinin Sonsuz Tonları’’ buluşması 18-19 Ekim tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşecek.“ Daha Yeşil, Daha Mavi Ekolojik Yapılaşma ve Şehirlerde Doğaya Nefes Aldırmak!” ana temasıyla hazırlanan konferans, Unesco tarafından İstanbul’a verilen tasarım alanında “yaratıcı şehir” ünvanının da altının çizileceği önemli bir etkinlik olarak öne çıkıyor.

“Kentsel tasarımdan, yapısal mimariye uzanan yelpazede sunumlar içeren, doğanın gücünü yaşamımızda hissedeceğimiz uluslararası mimari bir platformda sorunlara çözüm aramak amacıyla hazırlanan Archisections konferansında “Yeşil ve mavinin etkin olduğu sürdürebilir ekolojik dengeyle daha sağlıklı yaşama alan yaratabilir miyiz?’’ sorusunun yanıtı aranacak.

Çevreciliğe önem veren bir idare anlayışı ile tasarıma özen gösteren şehirlere sahip bir ülke olgusunu ön plana alarak Dünyanın beş kıtasından çözüm örnekleri, ezber bozan farklı yaklaşımlar, şehircilikte devrim yaratan vaka analizleri yapılacak zirvede, aşırı büyüme içinde olan İstanbul’umuz için de yeşil-mavi çözüm arayışları da ortaya konulacak, kentsel dönüşüm örneklemeleri, Anadolu tarihi bölgelerde yapılan uygulamalar da panellerde tartışılacak.

Katılacak delegeler Dünyaca ünlü mimarların sunumları ve vaka analizleri arasında II. Dünya Savaşında Atom Bombasının düştüğü Hiroşima kentinin nasıl yeşil bir şehre dönüştüğünü Japon Mimar Hiroshi Sambuichi’den dinleyecek; Güney Amerika’nın karmaşa şehri Curibita’nın özel kurallar ile nasıl Ağa Han Ödülü aldığını, Ağa Han Vakfı geçmiş dönem Genel sekreteri Prof. Dr. Süha Özkan’ın Vaka analizinde şahit olacaklar; Amerika’dan, Avrupa’dan ve Afrika’dan da yeşil ve mavinin nasıl değişim yarattığı konusunda çarpıcı ve şaşırtıcı örnekler Archisections konferansında gündeme gelecek. Çevre duyarlı yapı ürün ve hizmetlerin de sergilenecek konferans İstanbul da Çırağan Sarayında gerçekleşecek.

Hiroşima Vaka analizini dinley eceğimiz Archisections Konferansı 18-19 Ekim 2018 de.

 

Mimarlar, mühendisler, işadamları, yatırımcılar, müteahhitler ve gayrimenkul sektörü temsilcileri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri, iç mimari sektöründeki firmalar, belediyeler ve şehir planlamacıları, turizmciler, mühendis ve mimari bölümü öğrencileri, bilinçli tüketicilerin katılması beklenen konferansa ülkemizce ve dünyaca ünlü çevreci yıldızların katılımıyla gerçekleşecek Yeşil-Mavi Gala gecesinde yapılacak proje yarışması ödülleri de sahiplerini bulacak. “World architecture comunity” tarafından yürütülecek yarışma sürecine dünyadan bir çok proje katılması beklenmektedir. GAD Vakfı, GYİAD, TYD, gibi vakıf ve dernekleri de desteklediği organizasyon olan etkinlik Tarihi Çırağan sarayında Konferans, sergi ve 2D/3D poster sunumları ile gerçekleştirilecek. Ayrıca Archisections Galasında dünyaca ünlü bir “Yeşil Aktivist” bir ödülü onurlandıracak.

 

  • Y. Mimar Sevinç Ormancı Koordinatörlüğünde bir çok ünlü mimar, kurum, yapı şirketi ve çevreci kişilerin danışma kurulunda görev aldığı çalışma için Ormancı “Ortak akıl ile tüm kurum ve kuruluşlara eşit mesafede herkesi kucaklayan ancak şehirlerde doğaya daha fazla nefes aldırmak, daha iyi bir yaşam için tasarımların ve uygulamaların ön planda olacağı bir platform olarak yürüteceğimiz konferans çalışmasına tüm ilgililerin katılımını ve katkısını bekliyoruz” dedi. Yurt dışı tanıtımı, Cannes’da yapılacak MIPIM gayrimenkul zirvesinde Archisections kayıtları erken kayıt indirimi ile başladı.
  • Daha fazla bilgi katılım, sergi, poster oturumu ve etkinlikle ile ilgili diğer ayrıntılı bilgi ve kayıt için: http://archisections8.com/  Konferansın Yapılacağı Çırağan Sarayı Yeşil ve maviyi en iyi şekilde yansıtıyor…

 

  • Hiroşima Vaka analizini dinleyeceğimiz Archisections Konferansı 18-19 Ekim 2018 de.
  • Vaka Analizi yapılacak Avrupa’nın yeni değerlerinden biri Hafen City- Hamburg’dan bir görüntü
  • Sorular ve sponsorluk için:
    0212 368 4771’den Aysıla Sildir veya 0532 275 28 89’dan Y.M. Sevinç Ormancı’ya ulaşabilirsiniz. archisections@vip.com.tr

TOURISM INDUSTRY WILL EXPLORE SOLAR ENERGY SOON

TURİZM SEKTÖRÜ GÜNEŞ ENERJİSİNİ YAKINDA KEŞFEDECEK

Resim_3

Turizm sektörünün başta güneş enerjisi olmak üzere yenilenebilir enerjilere yönelmesi, hem üzerinden para kazandığı doğaya karşı sorumluluğunu yerine getirmesi, hem de orta ve uzun vadede yatırımlarını daha kârlı ve sürdürülebilir kılması anlamına geliyor. Üstelik ‘yeşil otel/restoran’ sınıfına girerek sayısı hızla artan çevreye duyarlı hedef kitlenin kalbini kazanmak ve yatırım aşamasında pek çok hibe ve krediden yararlanmak mümkün. Bu konuda ilgililere rehberlik edeceğine inandığım deneyim ve bilgilerimi paylaşmak istedim.

2001 yılında çalışma hayatına ilk atıldığımda kariyerime turizm sektöründen başlayacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Kanada’da Finans okurken aklımda tek düşünce vardı; bankacı olmak. Kariyerimi buna göre planlamıştım. Ancak bazen siz bir plan yapıyorsunuz bir de bakmışsınız bambaşka bir yolda ilerliyorsunuz.

1999 yılında mezun olduktan sonra bir süre Generali Sigorta’nın Amerika’daki operasyonunda çalıştım. Sonra ailemle anlaştığımız gibi geri dönüş yaptım ve ilk işim askere gitmek oldu. Terhis olduktan sonraki ilk gün kendimi Ritz-Carlton otelinin açılışıyla görevlendirilmiş buldum. Açıkçası benim için de sürpriz oldu. Gerçi finans okumuş biri reel sektörün her alanında rahatlıkla iş yapabilir. Çünkü bana göre herhangi bir işin 3 önemli ayağından biri finanstır. Bir işyerinde finans, pazarlama veya operasyonun birinde aksama olsun, o iş uzun vadede sürdürülemez.

Çok detaylara inmeyeceğim ancak o dönemde Ritz-Carlton projesini yöneten profesyonelimiz işten ayrıldıktan sonra babam bana “bu işe senin bakmanı istiyorum” deyince kendimi bir anda turizm sektörünün içinde buldum. Başta itiraz ettim etmesine, çünkü tecrübesizdim ancak “merak etme sıkıştığın zaman bizler buradayız” telkininden sonra Ritz-Carlton Hotel Company ve finans kuruluşuyla görüşmelere başladım.

Temmuz 2001’de işi devraldım, Ekim 2001’de otelin açılışını gerçekleştirdik. Gerçekten şanssız bir dönemdi. 11 Eylül olaylarından 25 gün sonra otelin açılışını yapmıştık. 10 Eylül’de yapılan rezervasyonlara baktığımızda otelimiz %100 doluydu ve sırada bekleyen 50 müşterimiz daha vardı ve bu sayı açılışa doğru her geçen gün artıyordu. 11 Eylül olayları oldu, bütün rezervasyonlar büyük bir hızla iptal edilmeye başlandı. 6 Ekimde oteli %8 doluluk oranıyla açabildik. Biz oteli açtıktan 1 gün sonra ABD Afganistan’a girdi. Rezervasyon iptalleri devam etti.

Otelin yatırımının %50’sini ABD’nin finans kuruluşu OPIC ile karşılamıştık. Bir yandan kredi ödemeleri, bir yandan sürekli zararda olan otel işletmesi, gerçekten zor zamanlardı. Radikal önlemler almak durumunda kaldık ancak sonunda gemiyi yüzdürmeyi başardık ve bu krizli ortamı atlattıktan sonra işletme standartları, yatırım kalitesi ve lokasyonuyla Türkiye’nin önemli ve takip edilen otelleri arasında kısa sürede yerimizi aldık.

O dönemde bir yandan gelir tarafını toparlamaya çalışırken bir yandan da bütün maliyetlere detaylı indiğimizi hatırlıyorum. Gelir tarafında yapabileceklerimiz kısıtlıydı çünkü elimizde olmayan sebeplerden dolayı İstanbul’daki turizm sektörü büyük bir krizdeydi. Fark yaratabileceğimiz gider kalemleri arasında en dikkat çekici olanı ise enerji gideriydi.

İlk iş olarak enerji verimliliğini ele aldık. “Ne yaparsak enerji tüketimini azaltarak optimum seviyelere çekebilirdik?” Bu konuda yetkili elektrik mühendislerimizle o dönemki teknolojilerle birçok işe imza attığımızı hatırlıyorum.

Sene 2011. Bu krizli ortamdan ve tüm bu tecrübelerden tam 10 sene sonra. O dönemde perakende sektöründe çalışıyordum. Turizm sektöründeki 5 yılın ardından perakendeye geçmiştim. Esasında otellerdeki yiyecek ve içecek işine paralel bir iş yapıyordum. KFC ve Pizza Hut’ın CEO’suydum. 4-5 senelik yöneticilik tecrübemden sonra şirketler performans olarak tarihinin en iyi dönemini yaşarken benim de kalbimdeki sektöre girme vaktim gelmişti. KFC ve Pizza Hut’ta yaptığım son iş Yum International zinciri içerisindeki ilk LEED sertifikalı yeşil restoranı açmaktı. O zaman da LEED sertifikasını alabilmek için Bostancı’daki KFC restoranını enerji verimliliği, su verimliliği ve izolasyonu sağlayıp yenilenebilir enerji santrali inşa etmemiz gerekiyordu. Çok keyif aldığım bir işti. Yaptığımız hesaplamalara göre normalde yapacağımız yatırıma ek olarak %20 fazladan yatırım yaptık. Ancak elde ettiğimiz tasarruflarla bu %20’lik fazla yatırımı 3 sene içerisinde geri kazanıyorduk. 3 sene sonrasında da elde ettiğimiz tasarruf bizim cebimize kalıyordu. Birçok yatırımcının bundan haberi yoktu. O dönemde basın aracılığıyla birçok restoran yatırımcısına yeşil restoran yapmalarını teşvik eden röportajlar verdim.

O günden bugüne yavaş da olsa bu konuda bir aşama kaydedildi. Elbette gönül ister ki yeşil restoranlar ve oteller çok daha fazla yaygınlaşsın. Ancak yine de bilinç seviyesi biraz olsun arttı diyebilirim. Perakende sektöründen sonra güneş enerjisi sektörüne giriş yaptım. Öncelikle bir ARGE projesinden başladım. Ticarileşmesi için uğraştığımız, güneş enerjisinden kızgın buhar ve dolayısıyla elektrik üreten CSP Parabolik Oluk teknolojisini Hitit Solar şirketimizde geliştirdik. ABD Enerji Bakanlığı tarafından Denver şehrinde CSP kollektörümüzü kurduk ve Türk mühendisleri tarafından tasarlanan bu teknolojiyi sergiledik. Bu başarılardan sonra ARGE’den projelere geçmek istediğim için Hitit Solar’daki hisselerimi satıp bir başka girişimi başlattım. Eko Yenilenebilir Enerjiler A.Ş., kısaca EkoRE’yi hayata geçirerek ‘Güneş’, ‘Rüzgar’ ve ‘Biyogaz’ alanlarında proje geliştirme, EPC ve yatırım şirketi kurmuş oldum.

Güneş enerjisinde şirketimiz EkoRE ile birçok proje gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Bu projeleri gerçekleştirirken aklımda hep daha evvel faaliyet gösterdiğim sektörlerin yenilenebilir enerjiden ne kadar faydalanabileceği vardı. Özellikle turizm sektörünün faydalanabileceği birçok farklı uygulama söz konusu. Bu faydaları kısaca üç ana başlıkta toplayabiliriz:

ELEKTRİK: Global Horizantal Irradiance (GHI – Global Yatay Işıma) dediğimiz güneş ışımasından Photovoltaic (PV) teknolojisiyle elektronlar aracılığıyla elektrik üretilir. Elektrik üretmek için otellerin çatı alanlarına, varsa yanındaki arazinin ve/veya otoparkın üzerine PV panel yerleştirmek mümkün. PV teknolojisiyle elektrik üretip;
a. Masrafları azaltabilir veya sıfırlayabilirsiniz: Günümüzdeki enerji trendlerinde artık dağıtık sistemler (distributed generation) her geçen gün daha büyük önem kazanıyor. Yani bütün elektriğini şebekeden çekmek yerine birçok yerde trend ‘yerinde üretim, yerinde tüketim’e doğru kayıyor. Bu sebeple elektrik masraflarınızı azaltabilir ve hatta yeriniz varsa (çatı, arazi vb.) sıfırlayabilirsiniz. Yeteri kadar alan derken fikir vermek açısından 1MW’lık (1.000 kW) kurulu güç için yaklaşık 20 Dönüm (20.000 m²’lik) alana ihtiyacınız vardır. 1MW’lık kurulu güç, Türkiye’de 1.5 MWh üzerinde elektrik üretir, bir evin normal şartlarda yıllık ortalama ihtiyacı 2400kWh olduğu varsayılırsa (tabii bu evdeki elektrik tüketimine bağlı), bu üretim kapasitesi yaklaşık 600 evin elektrik tüketimini karşılayabilir diyebiliriz. Otellerin veya evlerin tüketim ihtiyaçları değişken olduğu için otellerle ilgili bir tüketim algoritması vermeyeceğim ancak bu tip bir üretimin orta ölçekli bir otelin ihtiyacını karşılayabileceğini söyleyebilirim. Özellikle yaz aylarında elektrik tüketiminin ve dolayısıyla elektrik fiyatlarının tavan yaptığı dönemlerde böyle bir tasarrufun önemini sektördeki herkes iyi bilir.

b. Gelir elde edilmesi: Tüketimin düşük olduğu kış aylarında, üretilen fazla enerjinin dağıtım şirketine satılması ile ek gelir elde edinilebilir. Lisanssız üretim kategorisi bunu sağlar. Otelinizin tüketimi için elektriği kullanırsınız, fazlasını da şebekeye satarak kW/h’ini 13.3$cent/kWh’ten satabilirsiniz. Bu oteller için oldukça iyi bir gelir kalemi olabilir. Özellikle kışın otelini kapatan veya çok düşük bir insan kaynağıyla açık tutan güney otellerimiz için bu gelir kalemi çok değerli olabilir.

Yatırım maliyetleri sürekli değişmekte. 1 MW’lık bir tesisin şu anki fiyat skalasında maliyeti 1.2 Milyon $ civarındadır. Ancak bu yaptığınız yatırımın geri dönüşü 13.3$ cent/kWh fiyatı baz alınarak güneş ışınım değerlerinin yüksek olduğu yerlerde 6-7 seneye kadar inebilir. 6-7 sene sonra elde edilen bütün gelirler cepte kalacaktır. Panel için verilen garantinin 25 sene olduğu varsayılırsa bu oteller için senelerce önemli bir gelir kalemi olabilir.

PV’de iki ana tip teknoloji var. Kristal teknolojisi ve İnce Film teknolojisi. Her ikisini de kullanmak mümkün. İnce Film teknolojisi nispeten daha yeni bir teknoloji olduğu için ve daha fazla yer kapladığı için (1 MW’lık kurulu kapasite için yaklaşık 30 dönümlük bir alana ihtiyaç var) genellikle kristal teknolojisi, hatta daha spesifik olmak gerekirse ‘Polycrystalline’ dediğimiz çoklu kristal teknolojisi kullanılır (verimi biraz daha düşük olduğu halde fiyat anlamında daha avantajlı olduğu için genelde monocrystalline PV panellerine göre tercih edilir). Ancak ısının yüksek olduğu yerlerde verim kaybının nispeten daha düşük olmasından dolayı ince film teknolojisi de tercih edilebilir. Hatta otelinizin tasarımıyla ilgili endişeleriniz varsa Flexible (Esnek) İnce Film teknolojisi dahi kullanabilirsiniz. Bu ürünler hafif, kırılmaya dayanıklı, özellikle çatılar için geliştirilmiş çözümlerdir. Gözünüzde canlandırmanız için işte size bazı örnekler:

Resim_1
Kosta Rika’da arazi üzerine polycrystalline panellerle yapılmış bir Güneş Enerji Santrali

Resim_2

Uruguay’da Polycrystalline panellerin çatıda bir uygulaması

turizm-sektoru-gunes-enerjisini-yakinda-kesfedecek
Arazi üzerinde monocrystalline PV panel uygulaması

Resim_4

Monocrystalline panellerin çatı uygulaması

Resim_5

Arazide ince film uygulaması

Resim_6

Çatıda ince film uygulaması

Resim_7

Otopark’ın üzerinde

Resim_8

Çadırın üzerinde esnek ince film uygulaması

Resim_9

Fransa’da araç

Resim_10

PV Beslemeli Tarımsal Sulama

ISI/BUHAR: Güneşin bir başka ışıma türü olan Direct Normal Irradiance (DNI – Direct Normal/Dikey Işıma) ile ısı ve buhar elde edilir. Bu tip üretime Concentrating Solar Power (CSP – Yoğunlaştırılmış Solar Enerji) deniyor. Farklı teknolojiler var. Otellerle alakalı olan Parabolik oluk teknolojisidir. Isı elde edip iki amaca hizmet edebilirsiniz:
a. Isıtma/Soğutma: Otellerin yanındaki araziye kuracağınız parabolik oluk teknolojisiyle elde edeceğiniz ısıyı absorption chiller (iklimlendirme sistemleri – soğutucu) aracılığıyla kullanabilirsiniz. Özellikle yazın ısının en fazla olduğu dönemlerde elde edilen ısının iklimlendirme sistemleriyle yapılacak soğutma oteller için önemli bir enerji tasarrufu anlamına geliyor. Bununla ilgili bütün dünyada yapılmış bazı çalışmalar var. Özellikle mikro CSP diye de adlandırılan bu sistemlerden ihtiyaç duyulan derecede ve basınçta ısı elde etmek mümkündür.

b. Hibrit Kullanım: Örneğin eğer doğalgaz yakan bir sisteminiz varsa mikro CSP sistemini otelinizin yanına kurup ısı veya buhar elde etmek için hâlihazırdaki sistemlerinizle hibritleyebilirsiniz. Başka bir deyişle mikro CSP kollektörüyle elde etmek istediğiniz ısı/buharın hacmini ve verimliliğini artırabilirsiniz.

KARBON: Eğer gerçekten çevreyi önemsiyorsanız o zaman karbon salınımını nasıl azaltabileceğinize de kafa yoruyorsunuzdur. Doğaya sahip çıkmak ve gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakabilmek için otellerimizde mutlaka güneş enerji sistemleri kurmamız gerekir.
Eğer çevre o kadar umurunuzda değilse, bugünü ve sadece kendi maddi çıkarlarınızı düşünüyorsanız o zaman ekonomik sistemin artık çevreye zarar verenlerin cezalandırıldığı ve çevre konusunda duyarlı olanların da ödüllendirildiği modellere kaydığını söyleyebilirim.
Örneğin karbon salınımının azaltılması ve bundan kazanç sağlanması, karbon geliriyle mümkün. Karbon Borsası, Karbon Piyasası ve Karbon ticareti gelecekte sıkça rastlayacağımız kavramlar olacaktır. Yani sizin kuracağınız güneş enerji santralinin bir karbon salınımını azaltma değeri olacaktır. Bunu da farklı kanallardan satıp gelir elde edebilirsiniz. Örneğin Avrupa için EU ETS (European Emission Trading Scheme) veya her ülkenin kendine ait Karbon borsası var. Özellikle karbon gönüllü azaltım sertifikaları her yerden her yere satılıyor. Bu konuda araştırma yapıp konunun uzmanlarıyla konuşmanızı tavsiye ederim.
PR: Yenilenebilir enerjinin finansal getirilerine ek olarak PR anlamında da otelinize pozitif katkıda bulunacağı söylenebilir. Bu da uzun vade de size ek iş olarak yansıyabilir. Tur operatörlerine veya seyahat acentelerine sertifikalarınızın olduğunu, yeşil otel konseptine uyduğunuzu veya otelin yenilenebilir enerji kaynağıyla beslendiğini belirtebilirsiniz. Bu kurumlar da bu bilgiyi sizin potansiyel müşterilerinize yansıtabilir. Emin olun ki içinde bulunduğumuz şu dönemde her geçen gün daha fazla insan çevreye duyarlı duruma geliyor. Sırf bu sebepten sizin otelinizi tercih edecek farklı ülkelerden müşteriler olacaktır. Bu da size ek gelir olarak yansıyacaktır.
Son olarak Güneş Enerji Sistemlerinin finansmanı için elimizde birçok alternatif olduğunu hatırlatmak isterim. Buna göre;
a. Hibe: Tesis kurulumunda açılan programlara dahil olabilirseniz bölgenizdeki kalkınma ajansından hibe alabilirsiniz. Bunu da araştırmanızı tavsiye ederim. Duyuruları Kalkınma Bakanlığının web sitesinden (http://www.kalkinma.gov.tr/Pages/Tum-Kalkinma-Ajansi-Duyurulari.aspx) veya gelişmeleri bölgenizin kalkınma ajansının web sitesinden takip edebilirsiniz. Türkiye’de kurulmuş 26 kalkınma ajansının listesini aşağıda bulabilirsiniz:

1. İzmir Kalkınma Ajansı (İzmir)

2. Çukurova Kalkınma Ajansı (Adana, Mersin)

3. İstanbul Kalkınma Ajansı (İstanbul)

4. Mevlana Kalkınma Ajansı (Konya, Karaman)

5. Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı (Amasya, Çorum, Samsun, Tokat)

6. Kuzeydoğu Kalkınma Ajansı (Erzurum, Erzincan, Bayburt)

7. Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı (Muş, Hakkari, Bitlis, Van)

8. İpekyolu Kalkınma Ajansı (Adıyaman, Gaziantep, Kilis)

9. Karacadağ Kalkınma Ajansı (Diyarbakır, Şanlıurfa)

10. Dicle Kalkınma Ajansı (Batman, Mardin, Siirt, Şırnak)

11. Trakya Kalkınma Ajansı (Edirne, Kırklaraeli, Tekirdağ)

12. Güney Marmara Kalkınma Ajansı (Balıkesir, Çanakkale)

13. Güney Ege Kalkınma Ajansı (Aydın, Denizli, Muğla)

14. Zafer Kalkınma Ajansı (Afyonkarahisar, Kütahya, Manisa, Uşak)

15. Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı (BEBKA)

16. Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (Kocaeli, Sakarya, Bolu, Düzce, Yalova)

17. Ankara Kalkınma Ajansı (Ankara)

18. Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (Antalya, Isparta, Burdur)

19. Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı (Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye)

20. Ahiler Kalkınma Ajansı (Aksaray, Kırıkkale, Kırşehir, Nevşehir, Niğde)

21. Orta Anadolu Kalkınma Ajansı (Kayseri, Sivas, Yozgat)

22. Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı (Bartın, Karabük, Zonguldak)

23. Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı (Kastamonu, Çankırı, Sinop)

24. Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (Artvin, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize, Trabzon)

25. Serhat Kalkınma Ajansı (Ağrı, Ardahan, Iğdır, Kars)

26. Fırat Kalkınma Ajansı (Bingöl, Elazığ, Tunceli, Malatya)

b. Banka Kredisi: İki tip banka kredisi bulabilirsiniz. Çevreye olan katkılarından ve bu konuda kendilerini finansal olarak da ispat ettiklerinden bankalar bu tip kredilere sıcak bakıyorlar. Hatta EBRD ve IFC gibi uluslararası kuruluşların fonları sayesinde Türk bankaları yenilenebilir enerji kredilerini farklı formatlarda çıkarabiliyorlar. Örnek vermek gerekirse TURSEFF kredilerine bakmanızı tavsiye ederim: http://www.turseff.org/. Güneş Enerjisi santralleri 3 ay gibi kısa bir sürede kuruldukları için inşaat dönemini finanse etmek diğer enerji projelerine göre nispeten daha kolay. Buna rağmen 1 yılı ödemesiz, 10 yıllık vadelerde kredi temin etmek mümkün. Banka kredilerini de herkesin bildiği gibi iki şekilde temin edebilirsiniz:

i. Proje Finansmanı: Projeye verilen bu kredilerle ilgili talep edilen teminatlar ve koşullar bankadan bankaya değişmektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse, Türkiye’de bankalar genelde Türk işi proje finansmanı yapıyorlar. Yani tam olarak proje finansmanı verilen (sadece projeyi teminat olarak varsayan) projeler yok denecek kadar az. Genelde bankalar proje sahibinden ek teminatlar isteyebiliyorlar. Türkiye’deki bankalar genelde 5 ila 12 yıl arasında değişen vadelerde kredi kullandırabiliyorlar. Bankaların sizden talep ettikleri dokümanlar farklılık gösterebiliyor. Genel olarak:Yatırım maliyetlerinin detaylı kırılımı
Müşteri fizibilite çalışması
Santrale ilişkin Elektrik Üretim Lisansı (lisanssız projelerde çağrı mektubu), TEİAŞ Bağlantı Görüşü (lisanssız projelerde TEDAŞ onayı), ÇED Olumlu/Gerekli Değildir Kararı (lisanssız projelerde tarım dışı yazısı), Proje Tanıtım Dosyası ve benzeri diğer lisans ve izinler
Yatırımcının faaliyetlerine ilişkin genel bilgiler ve mali veriler

ii. Bilanço Kredisi: Projenin sahibi şirketlere verilen kredilerdir. Bunu şirketler kendi kredi limitlerine göre temin edebilirler.

İşletme ve bakımı çok cüzi rakamlara yapılabilecek (özellikle panellerin temizliği işletmede önemli) bu tesislerin Türkiye’deki otellerde her geçen sene daha fazla kurulacağını söylemek hayalperestlik olmaz. Çünkü hem finansal açıdan avantajlı hem de çevresel faktörlerden dolayı sıfırdan inşa edilen otellerin yeşil otel konseptiyle yapılacağını, mevcut otellerin de Güneş Enerji Santralleriyle birlikte yeşil otel konseptine döneceklerini söyleyebiliriz.

Unutmayalım, enerji konusunda yapılması gereken; enerji verimliliği çalışmalarıyla enerji tüketimini minimuma çekmek ve hâlihazırdaki enerji üretimini de başta güneş enerjisi olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarıyla sağlamaktır.

TURKEY’S ENERGY POLICY

TÜRKİYE’ NİN ENERJİ POLİTİKASI

turkiyenin-enerji-politikasi

Bugünlerde çok sık elektrik kesintileri yaşanıyor, farkında mısınız? Bu kesintilerin birçoğu da gece yarısında çoğumuz uykudayken gerçekleşiyor.

En azından benim yaşadığım Nişantaşı civarında durum böyle. Sıcak havaların iyice bastırdığı bugünlerde takdir edersiniz klima kullanımı dolayısıyla elektrik tüketimi zirve yaptı. Hatta geçen ay ntvmsnbc.com’da enerji tüketiminin rekor kırdığına dair bir haber okuduğumu hatırlıyorum. Bu habere göre Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerinden yapılan derlemeye göre, Temmuz ayında günlük ortalama 725-730 milyon kWh seviyelerinde oluşan elektrik tüketimi, 10 Temmuz’da Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırarak 744 milyon 751 bin kWh düzeyine ulaştı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkilileri, Doğu ve Güneydoğu’daki tarımsal sulama, sanayi üretimi ve sıcak havalar nedeniyle yoğun olarak kullanılan klimaların elektrik tüketiminde artışa neden olduğunu belirtirken, önümüzdeki günlerde de tüketim artışının devam edeceği tahmininde bulundular. Bilmeyenlere hemen söyleyeyim, Türkiye’de üretilen elektriğin yaklaşık yarısı doğal gaz çevrim santrallerinde üretilmektedir. Geri kalan yarısında ise kömür santrallerinin payı yüksektir.
2 Ağustos tarihinde Dünya gazetesinde “Enerji ithalatı tam gaz sürüyor” başlıklı bir başka yazı okudum. Bu yazıda iç tüketimde frene basılması ile ithalatta yaşanan genel düşüş sürecine karşın, petrol, gaz gibi enerji ürünlerinin ithalatına ödenen faturanın hızla büyüdüğünden bahsediyordu. Yine bu yazıda Ocak-Haziran döneminde 30 milyar dolara yaklaşan enerji ithalatı ve bunun toplam ithalat faturası içinde yüzde 25,1 düzeyinde gerçekleşen payı, ilk altı aylık dönemler itibariyle tüm yılların rekorunu kırdığını belirtiyordu.
Bu yazı açıkçası bizim uzun zamandır solar enerji şirketimizde dillendirdiğimiz bir gerçeğin bir kere daha altını çiziyordu. Geçen seneki manzara tüm hızıyla devam ediyor. Hemen hatırlatalım. Geçen sene Türkiye’nin resmi olarak deklare edilmiş 77 milyar $’lık cari açığının yaklaşık 50 milyar $’ı enerji ithalatından kaynaklanıyor. Düşünebiliyor musunuz? Basit tabirle ülke olarak ekonomik anlamda iki yakanızı bir araya getiremiyorsunuz ve ihtiyacınız olan açığı sürekli artan bir borçla kapatıyorsunuz. Burada ortaya çıkan açığın yaklaşık %65’i ülkeye ithal ettiğiniz petrol, doğal gaz ve kömür ithalatından kaynaklanıyor.

Resim_1

Bir de işin ulusal güvenlik tarafı var tabii. Bu ithalatları Rusya, İran, Azerbeycan, Irak, Cezayir, Kazakistan ve Nijerya gibi ülkelerden yapıyoruz. Peki soruyorum: Bu ülkelere %100 sırtımızı yaslayıp uzun vadede enerji arzı sorunumuzu bu ithalatlarla çözeriz diyebilir miyiz? (Tabii işin içinde tedarik güvencesi ve belli oranlarda fikslenen fiyatlama var.) Hemen cevaplayayım: Kesinlikle hayır. Çünkü bu ülkelerin birçoğu özellikle Çin ve Hindistan gibi nüfusu yoğun olan ve acil ihtiyaçları olan ülkelerden gelen talebi karşılama telaşındadırlar. Ayrıca bütün dünyada nüfus, dolayısıyla talep artmaktadır. Bu yüzden fiyatlar her sene yükselmektedir ve bu ülkeler genelde uzun vadeli (5-10 sene gibi) kontratlar yapmamaktadırlar ve her sene fiyatları kafalarına göre yükseltmektedirler. Son olarak enerjinin bir yaptırım olarak kullanılması hayatımızın bir gerçeğidir. Rusya zamanında Ukrayna ve Avrupa’yı soğuk kışta doğalgazlarını kesmekle tehdit ettiği hala zihinlerimizdedir. Bizim ne özelliğimiz var ki bize de aynı tavırları sergilemesinler. Tarihsel ilişkilerimize baktığımızda örneğin Rusya’yla hep bir çekişme içinde olduk. Sonuçta bir gün gelir, Rusya bize de “Doğalgaz vermiyorum, kardeşim! Var mı diyeceğin?” diyebilir. Diğer ülkelerle de %100 dostane bir ilişkimizin olduğunu söyleyemeyiz. O zaman önlem alınmadığı takdirde arz güvenliği sağlanamazsa soğuk kışta büyük bir felaketin eşiğine gelebiliriz.
Enerji bağımsızlığı ve güvenliği sorunumuzu nasıl çözeriz? Cevabı basit: Elimizdeki kaynaklarla ve yapacağımız tasarruflarla.

“Elimizde ne kaynak var ki, sonuçta doğalgaz ve petrol fakiri bir ülkeyiz. Elimizdeki linyit kömürünün de verimliliği çok düşük,” diyebilirsiniz. Haklısınız.
Ancak elimizde yüksek bir yenilenebilir enerji kaynağımız var diyebilirim: Başka bir deyişle güneşimiz, rüzgarımız, suyumuz (hidro elektrik santralleri konusunun da her işte yaptığımız gibi tam tabiriyle suyunu çıkardık), yeraltı kaynaklarımız (jeotermal), üzerinde çalışılırsa biyokütle ve biyoyakıt enerji potansiyelimiz var.

Bana göre (ölçüm yapılırsa görülür) Türkiye’nin sadece güneş enerji potansiyeli tüm Türkiye’nin elektrik ihtiyacını karşılamaya yeter. Hatta işin içine diğer yenilenebilir enerji kaynakları girdiğinde Türkiye’nin ihtiyacı olan enerji rahatlıkla karşılanabilir. Buna merkezileşmiş ve bağımsız sistemler de dahil. Yani başka bir tabirle ister enerji santrali kurun ister evinize mikro sistemler yapın (örnek: fotovoltaik paneller), 50.000 MW’ın üzerinde olan elektrik tüketimimizi sadece yenilenebilir enerji kaynaklarıyla rahatlıkla karşılayabiliriz. Sektörün içinde olan bazı profesyonellerin güneş ve rüzgar gibi kaynaklarla günün 24 saatinde elektrik nasıl üretiriz, talebi karşılamak açısından yenilenebilir enerji kaynaklarına nasıl %100 güveniriz dediklerini duyar gibi oluyorum. Bunun da hemen cevabını vereyim. Hiç merak etmesinler günümüzde hibrit sistemlerle ve ısı depolama gibi teknolojilerle artık günün 24 saati temiz, yani doğayla barışık enerji üretmek mümkündür. Bütün insanlığa hayırlı olsun.
Şunu da belirtmem lazım: Memlekette nüfus artıyor, ayrıca şehirleşmeyle birlikte nüfusun ihtiyaçları da artıyor, iklim değişikliğinden kaynaklanan enerji talep artışı var, endüstrileşme de son hızla devam ediyor. Yani enerjiye olan talep her sene artıyor. Bu artan talebi de yenilenebilir enerji kaynaklarımızla rahatlıkla karşılayabiliriz. Yeter ki bu konuda gerekli adımlar atılsın (atılması gereken adımlarla ilgili de bir yazı yazacağım) ve yatırımlar yenilenebilir enerji kaynaklarına çok daha büyük bir oranda artarak devam etsin. Güneş enerji potansiyeli olarak İspanya’dan sonra Avrupa’nın en iyi 2. güneş verilerine sahip olduğumuzu da unutmayalım (yazının sonundaki not bölümüne bakınız).

Resim_2

Bir de işin tasarruf tarafı var. Enerji verimliliği çok ciddiye alınması gereken bir konudur. Sektörün içinde bulunan herkes bilir ki “en ucuz enerji kaynağı tasarruf edilmiş olan enerjidir”. Bu konuda halihazırda bazı iyi niyetli adımlar atılmaktadır ancak bana göre bu adımlar da yeterli değildir, sektörün toparlanması gerekmektir ve yapılması gereken çok iş vardır (enerji verimliliği konusunda da yapılması gerekenleri yazacağım).
Peki bu aşamada bana şu soruları sorabilirsiniz: Elimizde bu kadar yenilenebilir enerji kaynağı varken neden fosil yakıt tüketimi ve enerji ithalatımız sürekli artıyor ve ekonomimize zarar vermeye devam ediyor? Enerjide dışa bağımlılığın bu kadar yüksek olduğu ülkemizde riskleri minimize edecek önlemler neden alınmıyor? Enerji verimliliğine neden daha fazla önem verilmiyor, bu konuda tüketiciler neden bilinçlendirilmiyor?
Açıkçası bu soruların cevabını ben de bilmiyorum.
Ancak bildiğim birşey var, o da güneş zengini bir ülke olduğumuz ve rüzgar, jeotermal, biyoyakıt gibi diğer yenilenebilir enerji kaynaklarımızın da çok ciddi bir potansiyelinin olduğu. Türkiye’nin enerji verimliliğiyle optimum seviyelere getirilmiş enerji ihtiyacını sadece yenilenebilir enerji kaynaklarıyla karşıladığımızı düşünün bir kere. Hem cari açığı çok ciddi oranda azaltır ekonomimizin rahat bir nefes almasını sağlarız, hem karbon salınımı ve dolayısıyla doğaya vermiş olduğumuz zararı çok ciddi oranda azaltırız, hem de ulusal güvenlik açısından enerji bağımsızlığını sağladığımız takdirde hiçbir ülkeye bağımlı kalmayız. Bu elbetteki bir süreç işi, belli bir zamana ihtiyacımız var. Yeter ki ülke olarak kendimize doğru hedefler koyalım ve uygulamasını eksiksiz yapalım.
Not: Güneş potansiyeli deyince iki tip ışından bahsetmek gerekiyor. Direkt (özellikle konsantre solar enerji teknolojilerinde kriter olarak alınır) ve yatay (fotovoltaik teknolojilerin kriteridir). Benim burada bahsettiğim direkt ışınlar yani teknik adıyla “Direct Normal Irradiance” (DNI), güneşten gelen direkt ışın radyasyonun eş anlamı oluyor.

LET’S RECREATE YOUR PLACES WITH THE ECOLOGICAL SYSTEM!

EKOLOJİK SİSTEMLE MEKANLARINIZI CANLANDIRALIM!

Size bu yazımızda mekanlarımızı projelendirirken mimarlar ve tasarımcılar için son yıllarda önemi her geçen gün daha fazla anlaşılmaya başlanan Ekolojik enerjinin önemini anlatmaya çalışacağız. Hepimiz doğanın birer parçasıyız. Hepimiz doğadan sahip olduğumuz farklı elementlerle birbirimizi tamamlıyoruz. Doğayı koruduğumuz zaman yaşamımızı da koruyoruz. Bu yazımızı da PopArt yazımız gibi uygulamalı ve planlı yaptık! Bu yazımız özellikle yaşamlarındaki enerjiyi olumlu yükseltmek isteyenler için! Bu sebeble bizi takip edip sosyal medya hesaplarımızdan bu yazımızı retweet ve repost yapan kişiler arasından yapılacak çekilişle seçilen birer kişinin gönderecekleri 50-100 mt2 planlarına kendilerinde var olan elementi tespit ederek, Y.Mimar Sevinç Ormancı danışmanlığında tasarlanan konsept planlama ya da isteğe göre feng shui çalışması yapıp yollayacağız.

2016 yılı doğaya geri dönüş modasının yoğun olarak yaşandığı bir yıl. Yeşil, toprak renkleri öncelikli olmak üzere doğadaki tüm renkleri, doğal malzemeleri kullanan bir akım olarak geldi. Sizin için yazdığımız bu yazıda konsept planlamadaki amacımız, mekanlarda doğal ortamlar yaratan, içeriği doğa, YEŞİL olan, ekolojik malzeme ile proje yaratmanın, mekanlarınızı canlandırmanın yaşamımız için önemine değinmek! Aslında mekanınızı canlandırarak yaşamımızı canlandırıyoruz. Doğanın gücünü mekanlarımıza aynı zamanda yaşamımıza taşıyoruz. Bu sebeble özellikle doğayı en çok hissettiren, doğanın yansımalarını mekanlarına taşımak isteyenler yazımız sizler için…

Doğadan alınmış desenler, bahar-yaz aylarında iç mekanları kişiselleştirmenin ve mekanlarımızda doğayı en güçlü hissetmenin en renkli yoludur. 

Sentetik malzemeden imal edilmiş bir döşemelik, plastik ile eşdeğerdir. Oturduğunuzda terletir ve rahatsız eder. Aynı zamanda statik elektrik ürettiği için havadaki tüm is, kir ve tozları üzerine çeker. Kendi kendini kirleten malzemelerdir. Ekolojik ürünler her ne kadar ülkemizde henüz ilgi görmese de, çevreye duyarlı üreticiler bu konulara duyarlı olduklarını göstermek adına, bu tarz ürünler üretiyorlar. Özel ormanlarda yetiştirilen geri dönüşümlü materyalleri kullanıyorlar. Ayrıca akrilik polyester gibi doğada yok olması zor olan malzemeleri kullanmaktan mümkün olduğu kadar kaçınıyorlar.

Natürel ürünler doğallığın vermiş olduğu mekanın sıcaklığını yakaladığı her dönem revaçta olmuş ve olacak ürünlerdir. Pamuğun rahatlığı, ketenin ferahlığı, ipeğin ve at kılının kendine has parıltısı, viskonun yumuşaklığı evinize farklı bir hava ve tarz katmaktadır. Kumaşların ve duvar kağıtlarının  renginin ve cinsinin doğru seçilmesi çok önemlidir, o odanın hangi amaca hizmet ettiği, odanın aldığı ışık hacmi, odanın büyüklüğü, bunların seçilmesinde en büyük etkenlerdir. Doğru seçimler harmoni, uyum içinde ortamlar yaratır. İçinde yaşayan insanlara huzur verir yaşamlarındaki enerjiyi yükseltir. Yaşamalarına başarıyı, sağlığı, mutluluğu getirir.

Yatak odalarında özellikle tavsiyemiz, duvar kağıdı olarak, duvar tekstilleridir ki bunlar aynı zamanda akustiktir. Yani ortamdaki çınlamaları ve uğultuları önler. Kumaş olarak tavsiyemiz natürel, yani sentetik içermeyen kumaşlardır. Duvar tekstilleri ve natürel kumaşlar, öncelikle sentetik içermediği için nefes alabilmekte ve statik elektrikte üretmediği için kir, is ve tozları üzerine çekmemektedir. Yağlı boyaların, plastik, polyester, PVC, akrilik ve vinillerin aksine kendi kendini kirletmemektedir

Doğanın gücünü yaşamımıza güzellikleriyle yansıtabilen mekanlarda gönlünüzce, sevgiyle, sağlıkla kalın…

EKOLOJİK1

 

HOW RE_PROVIDING THE BALANCE IN NATURE, CAN GUARANTEE THE FUTURE OF MANKIND

 

İNSANOĞLU DOĞADAKİ DENGEYİ YENİDEN NASIL SAĞLAYIP GELECEĞİNİ TEMİNAT ALTINA ALABİLİR?
Su-Hayattır-4
Dünyanın oluşması ve üzerinde canlıların yaşayabilmesi için mükemmel bir ekolojik dengeye sahip olması milyarlarca yıl almıştır.

Ne yazık ki, son yüzyılda insanoğlu bu mükemmel dengeye çok ciddi zarar veriyor. Daha önceki yazımda enerji tüketimi arttıkça doğadaki dengelerin nasıl bozulduğunu sizlere aktarmaya çalışmıştım. Bu kez doğadaki dengeleri yeniden sağlayabilmek için çözüm önerilerinde bulunacağım. Bazılarını uçuk bulabilirsiniz. Ancak, sizi temin ederim ki, bu yüzyıl içerisinde, aşağıda belirttiğim düşünceler ve olması gerekenler listesinin büyük bir çoğunluğu gerçekleşecektir. Dünyamızın oluşması ve üzerinde canlıların yaşayabilmesi için mükemmel bir ekolojik dengeye sahip olması milyarlarca yıl almış olsa da, özellikle son yüzyılda insanoğlu bu mükemmel dengeye çok ciddi zarar veriyor. http://serhansuzer.com/enerji-ve-cevre-dunya-nereye-gidiyor/ linkinde bulabileceğiniz bir önceki yazımda bu sorunu irdelemiştim. Enerji tüketimi arttıkça doğadaki dengelerin nasıl bozulduğunu sizlere aktarmaya çalışmıştım. Bu yazımda ise doğadaki dengeleri yeniden sağlayabilmek için çözüm önerilerinde bulunacağım. Bu konuda aklımda çok fikir var. Kimi fikrimi oldukça uçuk bulacaksınız, kimini ise yapılabilir. Ancak, sizi temin ederim ki, önümüzdeki yüzyıl sene içerisinde, aşağıda belirttiğim düşünceler ve olması gerekenler listesinin büyük bir çoğunluğu gerçekleşecektir. Bu vereceğim reçete bu kadarla da kalmayabilir ve aklıma geldikçe bazı eklemeler yapabilirim. İşte, size doğada yapılan tahribatı tamir edebilmek için reçete: 1. Kapitalist sisteme ayarlamaların yapılması: Kapitalist sistem özellikle inovatif, başarılı ve çalışkan insanları ödüllendirdiği için insanlık tarihindeki en büyük gelişmelerin geçtiğimiz yüzyıl içerisinde yapıldığını söyleyebiliriz. Bu bağlamda, insanoğluna gerekli teşvikleri verince ve motive edince nasıl bir ilerleme gösterebileceğine hepimiz tanık olduk. İnternet, otomobiller, uçaklar, bilgisayarlar, cep telefonları ve daha sayamayacağımız, hayatımızı baştan aşağı değiştiren ve ardı arkası kesilmeyen binlerce keşiften bahsediyoruz. Bütün bunlar insanoğlunun istediğinde neler yapabileceğini ve ucu bucağı kestirilemeyen kapasitesini gösteriyor. Ayrıca, bundan sonra da hızlı gelişmelerin ve inovasyonların birçok farklı alanda devam edeceğini de söyleyebiliriz. Ancak, insanlık adına büyük gelişmelerin itici gücü olan kapitalist sistem için doğayla barışık diyebilir miyiz? Hayır. 4 Esasında, sistemin eleştirebileceğimiz en önemli yanı doğayla uyumlu ve barışık olmamasıdır. Sadece tüketim üzerine kurulu bir sistemin doğaya yapacağı tahribatı düşünebiliyor musunuz? Varsa yoksa daha fazla satış yapmak ve gelirlerini artırmak. Sistemin nihai amacının yanı sıra, nüfus artışı ve modern hayatın gereksinimlerini karşılamak üzere tüketimin de kendi doğal süreci içerisinde sürekli artış göstermesiyle tüketimi karşılamak için üretim de sürekli artıyor ve doğanın dengeleri umarsızca tahrip ediliyor. Daha fazla üretebilmek için doğada bulunan birçok önemli hammadde ve doğal kaynaklar hızla tüketiliyor, doğanın bir denge oluşturduğu bölgelere doğayla barışık olmayan binalar yapılmakta (örneğin, dere yataklarına yapılan binalar). Hatta insanlar geçinebilmek ve para kazanmak için kendileri doğayı bizzat tahrip edebiliyorlar. Memleketimizde ve dünyanın birçok farklı yerinde para kazanabilmek için her yaz lüks beldelerde çıkartılan orman yangınları ve yanan ormanların yerine villalar dikip rant sağlayan şahsiyetsiz kişiler buna örnek teşkil etmektedir. Bunun gibi daha birçok örnek var. Aşağıda sistemle doğanın nasıl çakıştığını çok net ortaya koyan bir videoyu paylaşmak istiyorum sizlerle: http://www.eco-currency.net/ Eko para birimini anlatan bu videoda Alberto diye adlandırdıkları Brezilya’da yaşayan bir çiftçiden yaşadıklarından örnek verilmiş. Alberto, Amazon ormanlarının bulunduğu bölgede yaşıyor. Ancak, ormanın kendisi için ekonomik hiçbir değeri yok. Geçimini sürdürmesi gerekiyor. Bunun için ormanı yakıp kendisine tarım yapabileceği bir alan açıyor. Tarım yapıyor, ürettiği soya fasulyesini satıp geçimini sürdürebiliyor. Halbuki, Alberto’ya içinde yaşadığı ormanı koruması için maddi olanak sağlansa (örneğin, para verilse) o ormanı yakmayacak ve tam tersine korumak için elinden geleni yapacaktır. Eko para birimi, devletler tarafından bu menfaatin bu insanlar için sağlanması anlamına geliyor. Dünyanın birçok yerinde bu ikilemi yaşayan ve ekonominin gereksinimlerini yerine getirmek için doğayı tahrip eden milyonlarca insan var. Eco para birimi bana göre bunun önüne geçebilecek iyi düşünülmüş, yararlı bir yöntemdir. Ekonomi büyürken aynı zamanda ekolojinin korunmasını sağlayan bir sistemdir. Eko para birimi dışında bazı önerilerim var. Öncelikle sistemde doğayı koruyan kollayan kişilerin ödüllendirilmesinden bahsettik. Bir de bunun tam tersini yani doğaya zarar verenlerin cezalandırılması gerekir. Eko para birimine kaynak yaratmanın yollarından birisi de doğaya zarar verenlerin (fabrikalar, oteller, vs.) vergilendirilmesiyle elde edilen kaynakların doğayı koruyan, kollayanlara aktarılmasıdır. Ayrıca, orman yakan veya doğaya kasti olarak zarar veren kişilere de en ağır cezanın verilmesi gerekir. Yine benzer şekilde alınan birçok dolaylı ve direk vergilerin ve ücretlendirmelerin önemli bir kısmının doğayı korumak için kullanılması gerekir. space_mining Bu kez başka önemli olan konuya, kapitalist sistemin temelini oluşturan unsurlardan olan borsaya bir bakalım. Borsada şirketlerin performansları gelir ve kârlılık üzerine kurulmuştur. Salt gelirler veya kârlılık performansına bakılması demek, o şirketin ürettiği malların veya verdiği servisin tüketilmesini sağlamak için elinden geleni yapması anlamına geliyor. Peki, borsanın doğayla barışık olmayan bu çalışma dinamiği doğayı korumak için değiştirilemez mi? Elbette değiştirilebilir. Yapılması gereken şey borsaya kote olan bütün şirketler için ayrıca “Çevre Endeksi” oluşturup şirket değerini de borsadaki değerinin yanı sıra, şirketin çevre endeksi ortalamasından hesaplamak işin görünümünü tümüyle değiştirir. Başka bir deyişle, “şirketimizin değeri yüzde olarak şu kadar arttı” diye böbürlenen, borsaya kote şirketlerin yöneticileri, çevre endeksinin denkleme dâhil edilmesiyle şirketlerini çevreyle barışık hale getirebilmek için ellerinden geleni yapmaya çalışacaklardır. Bu da doğa ile borsa arasındaki dengenin sağlanmasına büyük katkı sağlayacaktır. Ayrıca, ülkelerin ekonomik karnelerinin dışında bir de “ekolojik karne”lerinin olması gerekir. Başka bir deyişle, cari açık/fazla gibi önemli ekonomik göstergelere ne kadar önem veriliyorsa ülkenin karbon salınımı gibi ekolojik göstergelere de aynı önemin verilmesi gerekir. Ekolojik göstergelerin dünyadaki kamuoyuyla da sürekli paylaşılıyor olması gerekiyor. Hatta daha da ileri gitmek gerekirse bir ülkenin ne kadar iyi yönetildiği ve başarısı ekonomik ve ekolojik göstergelerin ortak paydasından yola çıkılarak yorumlanmalıdır. Yani, ekonomisi krizde olan bir ülkenin ekolojik karnesi parlaksa o ülkenin durumunun iyi olarak algılanması, ekonomik göstergeleri çok parlak olan bir ülkenin de eğer ekolojik göstergeleri kötüyse krizde olarak algılanması gerekir. Böyle bir dengeleme, politikacıları çevreyle ilgili yapmaları gerekenler konusunda teşvik eder, olaylara farklı bir açıdan bakmalarını sağlar. 2. Enerji ihtiyacının %100 yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanması: Fosil yakıtlarının rezervlerini ve alternatiflerini artırmak için büyük çaba harcayan ve en büyük yatırımları bu alanda gerçekleştiren insanoğlu benzer bir çabayı yenilenebilir enerji alternatiflerinin artırılması ve teknolojilerin geliştirilmesi için göstermiyor. Bunun elbette siyasi ve ticari sebepleri var. Bu sorunu çok net bir şekilde ele alan bir karikatürü sizlerle paylaşmak isterim: portlandroof Bu karikatürden de görebildiğiniz gibi insanlık tarihinde çıkan önemli savaşların sebebi hep yaşam için çok önemli olan yeryüzü kaynaklarının (enerji, su, vs.) paylaşımı olmuştur, çünkü bu kaynakların sahipleri olmuştur her zaman. Paylaşım konusundaki anlaşmazlıklar diplomatik yolla çözülemediği durumlarda ise savaşlar çıkmıştır. Peki, güneşin bir sahibi var mıdır? Hepimiz güneşin sahibiyiz. Bunun şöyle bir anlamı daha var: Güneşin, yeryüzündeki kaynakların paylaşımı için sürekli kavga eden ve savaşan insanlığa barış ve huzur getirme potansiyeli vardır. Bir de tabii kaynakların paylaşımını hegemonyaları altına almak ve ilgili ülkeyi kontrol edebilmek için oluşturulan diktatörlük gibi sistemlerin sonunu getirme potansiyeli vardır. Yani, güneş enerjisi insanlığa doğal bir demokrasi sağlayabilir. Bu kaynak yeryüzüne her gün ulaşmaktadır. Yapılması gereken tek şey güneş enerjisinden bütün insanlığın azami ölçüde faydalanmasını sağlamaktır. Şu anda bile atıl durumda olan ve pek faydalanılmayan A.B.D’deki Mojave Çölü, Şili ve Peru’daki Atacama Çölü, Kuzey Afrika’daki Sahara Çölü, Hindistan’da Rajasthan Eyaleti, Çin’deki Taklamakan Çölü, Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesi, Suudi Arabistan’ın Rubülhali Çölü, Ortadoğu ve Avustralya’nın büyük bir çoğunluğunda bulunan çöllerin yanı sıra, dünyanın güneş verileri maksimum olan birçok bölgede bulunan enerji kaynakları dünyanın enerji ihtiyacını büyük ölçüde karşılamaya yeter. Başka bir deyişle, geçmişte insanların olabildiğince uzak durduğu ve fazla kimsenin yaşamadığı çöller, gelecekte dünyanın en önemli enerji kaynaklarının bulunduğu yerler olacaklardır. Bir de buna dünyadaki güneş verileri biraz daha düşük, ama önemli oranda vasatın üzerinde olan bölgeleri de kattığımızda, dünyadaki enerji ihtiyacını sadece güneş sayesinde karşılayabileceğimizi söylemek yanlış olmaz. Tabii, bunun için CSP, fotovoltaik, CPV gibi bütün merkezi ve bağımsız güneş enerjisi teknolojilerinin devrede olması gerekir. Belki, bizim jenerasyon göremeyecek olsa da uzayda güneş enerjisinden faydalanmak için teknolojiler geliştirilecek ileride. Sonuçta, bir filtre görevi gören atmosferimizin dışına çıkılarak güneşe daha da yaklaşıldıkça güneş enerjisinden çok daha fazla verim almak mümkün olacaktır. Tabii, buradaki sorun da atmosferin dışında, uzayda elde edilen enerjinin dünyaya nasıl iletileceği konusudur. Güneş enerjisi gibi rüzgâr, jeotermal, biyokütle gibi diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının da mutlaka değerlendirilmesi gereklidir. Sonuç olarak, bana göre dünyadaki enerji ihtiyacı, fosil yakıtlara ihtiyaç duymadan, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla rahatlıkla karşılanabilir. Ancak, bunun için ciddi bir süreç gereklidir. Devletler o iradeyi gösterdikleri takdirde dünyanın birçok bölgesinde makro ve mikro planlamalar yapılabilir. Bu zaman alabilse de belli bir süre zarfında, planlı ve programlı bir şekilde fosil yakıt kullanımından yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş gerçekleştirilebilir. Bana göre bu hayal değildir. Yeter ki, bu konularda halkların desteği olsun ve kamu ile özel sektör temsilcileri koşulsuz bir biçimde bu değişimin arkasında olsunlar. 3. Enerji verimliliği: Yenilenebilir enerji kaynaklarından bahsetmişken enerji verimliliğinden bahsetmemek olmaz. Enerji verimliliği alınan bazı önlemlerle tüketilecek enerjiden tasarruf sağlanması ve enerji tüketimini en aza indirgemektir. Enerji verimliliği kısaca iki türlü yapılır. Birincisi, alınan bazı önlemlerle hiçbir yatırım yapmadan enerji tüketiminin azaltılması (ki, bunu yapmamak için sadece bilgiden yoksun olmak gerekir). İkincisi ise yatırım yaparak teknolojik bazı iyileştirmelerle enerji tüketiminin optimum seviyelere çekilmesidir. Burada yatırımcı yapmış olduğu yatırımın finansal performansına göre kararını verir. Başka bir deyişle, enerji verimliliğiyle ilgili yapılacak yatırımda, bu yatırımın geri dönüşü ve getiri oranları karar verme sürecinde önemlidir. İdeal dünyada enerji tüketiminin enerji verimliliği kapsamında minimuma indirilmesi ve ihtiyaç duyulan enerjinin de yenilenebilir enerji kaynaklarıyla sağlanması gerekir. 5 4. Fosil yakıtların hammadde olarak kullanılması: Bulunduğum her yerde petrol, doğalgaz ve kömür gibi fosil yakıtlarının yakılması yerine hammadde olarak kullanılabileceğini söylüyorum, çünkü yakılan fosil yakıtların karbon salınımı çok fazla ve fosil yakıtların yakılmasının doğaya ciddi zararı var. Halbuki, fosil yakıtlar endüstiyel bazı ürünlerin hammaddesi olarak kullanılabilir. Örneğin, petrolün petrokimya sektöründe, doğalgazın da gübre yapımında kullanılabileceğini söyleyebiliriz. Üzerinde çalışılırsa daha birçok farklı fosil yakıtların farklı kullanım alanları da tespit edilebilir. Fosil yakıtlardan bu şekilde oluşturulan maddelerin mutlaka geri dönüşebilir olmaları sağlanmalıdır. Bu şekilde geri dönüştürülen maddelerden hem daha az fosil yakıt kullanılarak tasarruf yapılması sağlanır, hem de doğaya bırakılan maddelerin miktarı azaltılarak çevreci bir yaklaşım sergilenmiş olunur. 5. Şehir planlaması ve yapıların tümüyle değiştirilmesi: Şehir planlamalarının artık doğaya zarar vermeyecek şekilde tasarlanması gerekiyor. Doğayla uyumlu şekilde tasarlanacak yeni şehirlerdeki evler beton yerine farklı materyallerden yapılacak belki de. Doğayla bir bütün oluşturacak bu materyallerin devreye girmesiyle yüksek binaların yapımı işin uzmanları tarafından tekrar gözden geçirilmesi de ihtimal dâhilindedir. Ayrıca, kendi enerjisini üreten binalar (bugünlerde evlerin duvarlarına sürülen ve enerji üreten boyalarla ilgili ARGE çalışmaları olduğunu biliyorum) ve sürdürülebilirlik kavramları ön planda olacak. Son olarak, yapıların farklı bölümleri çeşitli amaçlar için kullanılacak. Dört sene önce Cannes’da düzenlenen Uluslararası Gayrimenkul Fuarı MIPIM’de bir sunuma katılmıştım. Çin’de kurulacak yeni bir şehrin tasarımını yapan bir Alman mimarlık ve şehir planlama şirketi çok önemli bir noktaya değinmişti: Çatıların kullanımı. İlk gördüğümde gözlerime inanamamıştım. Evet, çatılarda meyve sebze yetiştirmek için özel tarla alanı yaratılmasıyla ilgili bir çalışma yapmışlardı. Esasında çok mantıklı. Çin gibi dünyanın en kalabalık ülkelerinde sürdürülebilirlik kavramına katkıda bulunmak için herkesin kendi çatısında kendi meyve ve sebzesini yetiştirmesi öngörülmüştü. Aynı şekilde, oldukça yaygın bir kullanım şekli olan çatılara güneş panelleri koyulması ve elektrik üretimi de mümkün. Özetle, çatıların ister meyve sebze yetiştirilmesi için tarla alanı olarak kullanılması ister solar panellerle elektrik üretimi için mutlaka faydanılması gerekiyor. Bundan sonra yeni kurulacak olan şehirlerin her açıdan doğayla barışık olması gerekir. 6. Kullanılan araçların sadece solar elektrikli araç formatına getirilmesi: Dünyadaki trendleri iyi izlemek gerekiyor. Şu anda sürekli fosil yakıtlarla ilgili alternatifler üzerinde çalışılıyor. Benzin dışında, LPG (likit petrol gazı) ve CNG (yoğunlaştırılmış doğalgaz) gibi farklı ürünler yakıt olarak kullanılmakta. Ayrıca, Brezilya gibi ülkelerdeki araçlarda etanol kullanımı çok yaygın. Hidrojen ve biyoyakıt gibi kaynaklar da üzerinde ARGE çalışması yapılan potansiyel yakıtlardır. Bana göre dünyadaki araçların dönüşümü şu şekilde olacaktır: Gelecekte fosil yakıtlı araçlardan sonra hibrit araçlar, sonrasında ise elektrikli araçlar ve en sonunda da solar elektrikli araçlar yaygın olarak kullanılacaktır. Solar elektrikli araçlar son nokta olacaktır ve bu teknoloji sürekli geliştirilecektir. Bu konuda hali hazırda kat edilmesi gereken daha çok yol var. Batarya sistemi, solar hücrelerin gelişimi, elektrik devreleri, motor, malzeme gibi daha birçok konuda sürekli gelişme kaydedilecektir. Bu gelişim sadece kara taşıtlarında değil, aynı zamanda deniz ve hava taşıtlarında da gerçekleşecektir. Eninde sonunda, gelecekte güneşten maksimum oranda faydalanan (hatta güneşli bölgelerde hiç elektrik şarjına ihtiyacı kalmayan) batarya sistemiyle fosil yakıtlı araçların maksimum gidebileceği mesafenin çok üzerine çıkabilen, karbon salınımı sıfır olan araçları görmemiz mümkün olacaktır. Geçtiğimiz haftasonu İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) tarafından geliştirilmiş olan solar elektrikli aracı ARIBA 6’nın test sürüşü için İTÜ’nün Maslak kampüsüne gittik. Detaylarına başka bir yazıda değineceğim bu etkinlikten çok keyif aldım. Bütün bu söylediklerimin emarelerini üniversitelerde görebildiğimi söyleyebilirim. Sonuç olarak, bugün gördüğümüz araçlar ileride ekolojik hale getirilip karbon salınımları giderek azaltılacak ve sonunda sıfırlanacaktır. 7. Çevre bilinci eğitimi: Benim gözlemlediğim kadarıyla babalarımızın kuşağının büyük bir çoğunluğunda çevre bilinci bulunmuyor. Hatta birçoğu iklim değişikliği ve küresel ısınma kavramlarına inanmıyor. Bizim kuşakta bu bilinç bir ölçüde oluştu, ama kesinlikle yeterli değil. Hiç değilse bizden sonraki nesillerde çevre bilincinin tam oluşması için doğru adımları atmak gerekiyor. Bunu da anaokulundan başlayarak eğitim/öğretim sürecinin her safhasında (anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, master, PHD) çevre bilinci dersi verilmelidir ki bu bilinç beyinlere kazınsın. İnanın, benim kendi eğitim sürecinde bir sürü gerçek hayatta hiç işe yaramayan bilgilerin bana öğretildiğini, hatta bu konulardan defalarca sınava girdiğimi hatırlıyorum. Bunların yerine insanı gerçek hayata hazırlayacak derslerin verilmesi gerekir. Çevre bilincini sağlayacak dersler de gerçek hayata hazırlayan derslerin en önemlilerinden biridir. İnsanların çok küçük yaştan başlayarak doğaya yaklaşımı ve düşünce tarzını değiştirmemiz gerekiyorki bu konularda harcanan emekler hız kazansın ve bu sorunların çözümünde bütün insanların katkısı olsun. 8. Kullanılan herşeyin doğal döngüye katılması ve sürdürülebilir hale getirilmesi: Teknoloji ilerledikçe insanlar yeni keşiflerde bulunuyorlar. Bu keşiflerin birçoğu da esasında doğada olan bazı unsurların insan eliyle yapılmasıdır. Örnek vermek gerekirse fotoğraf makinesi gözün çalışma mekanizması model alınarak yapılmıştır. Benzer şekilde, bütün atıkların doğal bir denge içerisinde kullanılıyor ve geri dönüşümünün sağlanabiliyor olması gerekir. Örnek vermek gerekirse benim şu anda CEO’luğunu yaptığım şirkette atık ısıyla çalışan bir su arıtma teknolojisi kullanılıyor. Başka bir deyişle, soğutma kulelerinden veya herhangi bir mekanizmadan elde edilecek atık ısının atmosfere karışıp harcanması yerine biz bu ısıyı tekrar enerjiye dönüştürüp doğal vakumla suyun arıtılmasını sağlıyoruz. Bunun gibi daha birçok örnek verebilirim. Burada önemli olan atık ısı, atık gıda, atık gaz ve daha birçok atığı kullanabilmenin ve doğal döngünün içerisine sokabilmenin yolunu bulmak gerekiyor. Bunun için bilim adamlarına, mühendislere ve konularının uzmanlarına çok iş düşüyor. 9. Nüfus artışının önce durdurulması sonra kademeli azaltılması: Buna tepkilerin gelebileceğini tahmin edebiliyorum. Konuya bir de şöyle yaklaşalım. Nüfus artışı bu oranda devam ederse dünyanın hali ne olur? Örneğin, beş yüz sene sonra dünya nüfusunun 25 milyarı geçtiğini düşünelim. Dünyadaki kaynaklar bütün insanlara yetebilecek mi? Birçok kaynağın tükenme noktasına geleceği ve insanlığın çok zorlanacağı kesin. Bu konudaki artış oranları en fazla olan ülkelerden başlayarak önce nüfus artışının durdurulması ve sonrasında da yavaş yavaş kademeli olarak azaltılması gerekir. Bir rakam veremeyeceğim, bunu bilim adamları hesaplayabilirler. Ancak, şu anki 7 milyarlık nüfusun bile yeryüzünün kaynaklarını çok zorladığı bir gerçek. Dolayısıyla nüfusun kademeli olarak optimum seviyelere çekilmesi gerekir. Nüfusun nasıl azaltılacağının da detaylarına girmeyeceğim. Bunun çeşitli yöntemleri var. Örneğin, Çin bazı uygulamalarda bulundu ve bana göre belli bir oranda başarılı da olmuşlardır. Çocuk sayısına belirli bir sınırlanma getirilmesinin dışında doğum kontrol yöntemlerinin herkes tarafından uygulanabiliyor olması (bunu da mutlaka orta öğretimden başlayarak herkese eğitimini vermek gerekiyor) gerekir. Özellikle ekonomi okumuş olan bazı arkadaşların nüfus piramidi tersine döndüğünde çoğalmış ve emekliye ayrılmış yaşlanan nüfusun genç nüfus tarafından nasıl desteklenebileceğini sorguladığını duyar gibiyim. Hemen kafasında bu sorunu dillendiren arkadaşlara şunu söyleyeyim: Bunun da çözümü var. İki çözüm önerisi: Emeklilik yaşının olabildiğince geçe çekilmesi (şimdiki yöntemlerle insanlar artık 80’li hatta 90’lı yaşlara kadar sağlıklı bir yaşam sürebiliyorlar; bana göre sağlıklı olan her insanın eskisi kadar yoğun bir tempoda olmasa da çalışabilmesi gerekir) ve robotların devreye girmesidir. Evet, yanlış duymadınız. Robotlar geleceğin dünyasında endüstriden servis sektörüne kadar birçok alanda hayatımızın bir parçası olacaktır. Bunun sonucunda insanların üzerindeki iş yükü hafifleyecektir. 10. Kağıt kullanımının olabildiğince azaltılması ve plantasyonun artırılması (ağaç dikilmesi): Artık dijital bir dünyada yaşıyoruz. Bana göre her şeyin dijital olması gerekir. Hâlâ gereksiz yere bir sürü kâğıt üzerine kontrat imzalıyoruz, günlük gazeteleri kâğıt üzerinden okuyoruz ve notlarımızı kâğıt üzerine alıyoruz. Bütün bunların dijitalize olup bu konularda kağıt kullanımının kalkması gerekir. Başka bir deyişle, bilgisayar üzerinden kontratlara şifreli dijital imzamızı atabilmeli, günlük gazeteleri sadece internet üzerinden okumalı ve notlarımız iPad’lerimizin veya laptoplarımızın üzerine almalıyız. Bir de bunun bir diğer karşılığı toprak kaymasını engellemek ve oksijen salınımı artırmak için bölgeden bölgeye değişecek şekilde bitkilerin dikilmesi gerekir. Unutmayalım dikilen her ağaç doğamıza pozitif katkı anlamına geliyor. 11. Evrenin keşfi ve uzayın nimetlerinden faydalanılması: Bundan birkaç ay evvel ntvmsnbc.com’da benim daha evvel aklıma gelmiş olan ve acaba yapılabilir mi diye düşündüğüm bir konsept hakkında haber okudum: Uzay madenciliği. Haberde, bir grup zengin girişimcinin ‘Gezegen Kaynakları’ adını taşıyan bir şirketi hayata geçireceği ve bu şirketin uzayın dört bir yanına keşif robotlarından oluşan bir ordu göndermeyi ve değerli madenleri taşıyan gök cisimlerini tespit ederek uzayda madencilik yapmayı öngördükleri yazılmıştı. Gezegen Kaynakları’nın ortakları arasında Google CEO’su Larry Page ve Başkanı Eric Schmidt, Microsoft’un eski baş tasarımcısı Charles Simonyi, Dell Yönetim Kurulu Başkanı Ross Perot Jr., ünlü yönetmen James Cameron, emekli astronot Tom Jones, roket mühendisi Chris Lewicki ve gökbilimci Sara Seager da yer alıyormuş. Bu habere göre sadece dünyanın yörüngesinin yakınlarında, genişliği 45 metre civarında olan dokuz bin asteroit bulunuyor. Bu göktaşlarından bazıları, bir yılda tüm dünyada çıkarılan platinden daha fazlasını içeriyor. Uzmanlar tarafından dünyadaki platin kaynaklarının diğer fosil yakıtlar gibi önümüzdeki birkaç yüzyılda tükeneceği varsayılırsa ve 800 metre genişliğinde bir asteroidin yüzeyini sadece birkaç metre derinliğinde kazarak 6 milyar dolar değerinde 130 ton platin elde edilebileceği düşünülürse bu uçuk iş modelinin aslında ne kadar kârlı olabileceğini tahmin edebilirsiniz. Gök cisimlerinde platin dışında ayrıca paladyum, osmiyum ve iridyumdan gibi nadir metaller de bulunuyor. Bu nadir metaller adı gibi dünyada az bulunuyor ve aklımıza gelmeyecek birçok yerde kullanılabiliniyor. Özetle dünyada sınırlı olan madenleri elde etmek için dünyanın altını üstüne getireceğimize bunu uzaydaki asteroidlerden, uydulardan ve diğer gezegenlerden elde etme fikri bana mantıksız gelmiyor. 12. ARGE çalışmalarına kamu ve özel sektörden tam destek: ARGE çalışmalarına ilişkin olarak yapılacak ve geliştirilecek o kadar fazla teknoloji var ki, bu konuda dünyadaki bütün uzmanların seferber olmaları gerekiyor. Burada belirtmek istediğim, devletlerin ARGE çalışmalarına daha fazla destek vermesi gerekiyor. Özel sektörün her sene gelirinin belli bir kısmını yaptıkları işle ilgili ARGE çalışmalarına ayırması gerekiyor. Ayrıca, dünyadaki bütün üniversitelerin ARGE çalışmalarına daha fazla eğilmesi ve her sene herhangi bir uzmanlık alanında bir yeniliğe imza atmaya çalışmaları gerekiyor. Son olarak, ilgili sivil toplum kuruluşlarının devrede olması gerekiyor. Bazı vakıf ve derneklerin sahip olduğu fonların insanlığın gelişimi için yapılacak ARGE çalışmalarına aktarılması gerekiyor. Bütün bu finansal kaynaklar ne gibi sürdürebilirlik için hangi ARGE çalışmalarında mı kullanılacak? O kadar çok var ki. Benim şimdi aklıma gelenler: Enerji depolama, kablosuz enerji iletimi, enerji üreten boyalar, uzayda yer alacak güneş enerji sistemleri, solar elektrikli araçların geliştirilmesi, uzay madenciliği, dijital sistemlerin geliştirilmesi, atıkların değerlendirilmesi ve doğal döngüye kazandırılması, su teknolojileri, vs. Sürdürülebilirlik ve ekolojik dengenin sağlanması alanlarında daha gideceğimiz çok yol, yapacağımız çok iş var. Yeter ki insanoğlu istesin